Uğur's profileBilgivesevgiPhotosBlogListsMore Tools Help

Bilgivesevgi

knowledgeandlove

Bilgi ve Sevgiyi Paylaşmak Üzere...

                 
        Baris Guvercini.gif          

   
 



 


 

MySpace Layouts

www.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.ws    www.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.ws 

 

Tsunami - Cam Tavan Sendromu




Tsunami...

Pireleri 20 santim derinliğinde bir fanusun içine koyarlar, fanusun üstünü de cam ile örterler. Alttan ısıtırlar... Pireler rahatsız olur, o ortamdan kurtulmak için, dışarı doğru zıplar. Ama her zıplayışta, kafalarını tavandaki cama çarparak, yere düşerler. Tekrar zıplarlar, nafile, tekrar çarparlar... Engel görünmez olduğu için, kendilerini neyin engellediğini bir türlü anlayamazlar. Böylece zihinlerinde bir "özgürlük sınırı" oluşur.

Deneyin ikinci aşamasına geçilir... Tavandaki cam kaldırılır. Engel yoktur artık... Ortam yine ısıtılır. Görülür ki, pireler en fazla 20 santim zıplıyor... Daha yükseğe zıplama imkanları, özgür olma imkanları vardır ama, buna cesaret edemezler. Çünkü artık "görünmez engel" zihinlerindedir. "Yapamayız, hiç boşuna denemeyelim" diye düşünürler.

"Cam tavan sendromu" denir buna.

Örnek "pire" dir ama... Aslında, tüm canlıların "neyi başaramayacaklarını" yavaş yavaş nasıl öğrendiğini kanıtlar.

E hayat da bir laboratuvar...

Bu nedenle, cam tavan sendromu, psikolojik harekat ın bir parçası olarak kullanılır.
Görünmez engeller konur...
Çabalar engellenir...
Ortamdan rahatsız olan milletler, özgür kalmak için hamle yaptığında, görünmeyen bir güç onları engeller... Böylece, yavaş yavaş "yapamayız, hiç boşuna denemeyelim" düşüncesi hakim olur.

Dünkü miting, onurlu bir milletin, kendisine "pire" muamelesi yapılmasına isyanıdır!

ABD'nin, AB'nin ve içerdeki maşalarının, servetler harcayarak uygulamaya çalıştığı psikolojik harekat, başarısız oldu. İflas etti. Bozguna uğradı... Özeti budur.

Hrant Dink'in cenaze töreni, sekiz saat naklen yayınlanıyorsa televizyonlarda... Ve, iki milyon insanın "Hepimiz Mustafa Kemal'iz" diye haykırarak, Anıtkabir'e yürümesi, gösterilmiyorsa aynı televizyonlarda...
Demiştik.
Gene diyelim...
Türk basını, bu unutulmaz utançla yaşayacak bundan sonra.

İstediğin kadar ört...
İstediğin kadar gizle...
"Cumhur" meseleye el koydu.
Dip dalgası, Tsunami oldu...
Götürür.
Götürecek.

Yılmaz ÖZDİL Sabah Gazetesi 15.04.2007




Mutluluğun Ele Geçirilmesi


BİRAZ DAHA ÖĞÜT

      İnsanlığın büyük aydınlığı her geçen gün daha çok parlayadursun, metafizik ve idealizm gevezeliklerine devam ediyor. Öğütçülük, metafizik düşüncenin kaçınılmaz sonucudur. Mademki her şey saltıktır ve değişmez, yüzyıllardan beri aynı durumda kalmaktan bıkanlara öğüt vermekten başka ne yapılabilir?

      Mutsuzluğun ve mutluluğun nedenleri ve çareleri apaçık ortada dururken bakınız, pek övülen ve pek beğenilen çağdaşımız Bertrand Russell (1872-1969) mutluluğu ve mutsuzluğu nasıl saçma sapan nedenlere bağlıyor:

      Bertrand Russell, Mutluluğun Ele Geçirilmesi (The Conquest of Happiness) adlı yapıtında, mutsuzluğun ve mutluluğun nedenlerini inceliyor. Russell'a göre, mutluluğumuz elimizdedir. Bunu sağlamak için kendimizle uğraşmamız, kendimizi onarmamız gerekir. Russell, kişinin iç savaşını anlatıyor bu yapıtında. Mutsuzluğun nedenlerini şu bölümlerde topluyor:

   1- Mutsuzluğu doğuran nedenlerden biri, içe kapanıklıktır. Kendini günah işlemiş sayanlar, kendi kendine tutkunlar, megalomanyaklar, kendi içlerine gömülmüşlerdir. Bunlar için mutluluğa kavuşmanın tek yolu, dış dünya ile ilgilenmektir.

   2- Kimileri de her şeyi, öğrenip bitirmiş ve artık dünyada yaşamaya değer hiçbir şey kalmadığı kanısına varmışlardır. Russell, bu çeşit mutsuzluğa Byron mutsuzluğu diyor. İngiliz ozanı Byron (1788-1824), bu çeşit mutsuzlardandı. Bu gibilerin de ilaçları, içe kapanıklar gibi, dış dünyaya açılmaktır. Bunlarda eksik olan, kolay elde etmelerinden doğan bir gayret noksanlığıdır. Oysa, dünya üzerinde, henüz elde edilememiş, gayret gerektirecek daha pek çok şey vardır.

   3- Mutsuzluğu doğuran üçüncü bir neden de, insanlar arasındaki rekabettir. Kimileri buna, yaşama kavgası adını verirler. Gerçekteyse yaşamak için değil, komşularından daha üstün bir hayata erişmek için kavga etmektedirler. Başarı, mutluluğun gereklerinden biridir ama, bütün öbür gereklerin harcanması pahasına elde edilmişse, çok pahalıya mal olmuş demektir. Değmez. Amaç, en tepeye çıkmak değil, rahat ve huzurlu yaşamak olmalıdır. Asıl dert, çağımızda, gereksiz yere şişirilmiş bir rekabet felsefesinin benimsenmiş olmasıdır. Oysa rekabet, gücünü ancak iki kuşak boyunca sürdürebilir, sonunda yorulur, sinirleri hiçbir iş yapamayacak kadar gevşer ve çalışma stoku tükenir. Rekabet hastalığının giderilmesi, sakin zevklerin rolünü kabul etmekle mümkündür. İnsan, komşusunu çatlatmakla değil, yarınki kahvaltısını bulabilmekle mutlu olmalıdır.

   4- Heyecan isteği ve can sıkıntısı da mutsuzluk doğurmaktadır. Ne var ki, can sıkıntısı büsbütün kötü bir şey sayılmamalıdır. Can sıkıntısı, kimilerini verimli kılar. Bütün büyük yapıtlarda sıkıcı bölümler, bütün büyük yaşamlarda ilgi çekici olmayan dönemler vardır. Birinci yaprağından sonuncu yaprağına kadar göz kamaştıran yapıtlar, büyük yapıt değildirler. Yeryüzünün temposu yavaştır. Birçok büyük işlerimizde verimli monotonluğa boyun eğmek zorundayız. Birtakım iyi şeyler vardır ki, belirli derecede monotonluk olmadan mümkün değildir. Modern kentlilerin çektiği can sıkıntısı, doğadan uzak bulunuşlarıyla ilgilidir. İstedikleri gibi yaşayabilecek derecede varlıklı olanlarsa can sıkıntısından kaçmak isterlerken, çok daha kötüsüne tutulurlar: Mutlu bir yaşama, büyük ölçüde sakin bir yaşamayla mümkündür. Çünkü gerçek hoşnutluk ancak sakin bir ortamda yeşerebilir.

   5- Yorgunluk, mutsuzluk kaynağıdır. Aşırı olmayan yorgunluklar, kişiyi nasıl mutlu kılarlarsa aşırı yorgunluklar o derece tüketir. En tehlikeli yorgunluk, sinir yorgunluğudur. Yaşadığımız modern kent hayatında sinir yorgunluğundan kaçınmak güçtür. Yorgunluğun çeşitli nedenleri vardır:

   a) Kentte çalışan adamın, eviyle işyeri arasında katlanmak zorunda bulunduğu sürekli kent gürültüsü büyük yorgunluk doğurur.

   b) Farkına varmadığımız halde, yorgunluk yaratan nedenlerden biri de, yabancılarla karşılaşmamızdır.

   c) İşine yetişmek telaşı kişiyi bir hayli yorar.

   ç) İşini yitirme korkusu sinirleri sürekli olarak gerer. İşçi için işinden atılmak neyse, patron için iflas etmek odur. Bu korkuyu duymayacak kadar sağlamlaşmış olanların sinirleri de, o basamağa çıkmak için bu yollardan geçmiş bulunduklarından ötürü, yıpranmış bir haldedir.

   d) Boşuna bir çaba olduğu halde, kararsızlık kadar yorucu hiçbir şey yoktur.

   e) Her olayda sinir bozukluğunun nedeni, iş değil, duygusal tedirginliktir.

   f) Heyecan düşkünlüğü de büyük ölçüde yorgunluk doğurmaktadır. Bu çeşit yorgunlukların ilacı bellidir. Her fırsatta kırlara çıkmak, kentin havasından kurtulmak, dinlenmek, uygun bir yaşama felsefesi ve zihin disipliniyle kuşkuları yenmek mümkündür. Akıllı insan, dertleri üstünde, gerektiği zaman düşünür; başka zamanlarda başka şeyler düşünür. geceyse hiçbir şey düşünmez. Unutmamalıdır ki, insan, dünyanın büyük bir parçası değildir. Kendisi önemsiz olanın dertleri önemli olabilir mi?

   6- Mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri de, hasettir. Bir bakıma haset, demokrasinin de temelidir. Kibirli bir ahlak inancı da aynı işi görür. Bu inanca aykırı hareket etmek fırsatını bulmuş olanlara haset edilir ve davranışları suç sayılır. Bu gibiler erdem adına, hasetçiler eliyle, cezalandırılırlar. İyi ki, insan yaratılışında bu duyguyu etkisiz kılacak başka bir duygu, hayranlık duygusu da vardır. Hayranlık olmasaydı haset, kimbilir, nerelere kadar giderdi, İnsanoğlunun mutluluğunu artırmak isteyen kimseler, hasedi azaltıp hayranlığı çoğaltmaya bakmalıdırlar. Hasedin ilacı mutluluktur. Ancak  işin güçlüğü de hasedin mutluluğa engel olmasıdır. Zihinsel disiplin, boş yere düşünmemek alışkanlığı, insanı bundan kurtarabilir. Her şey bir yana, mutluluktan daha çok haset edilecek ne vardır? Ve eğer ben, hasetçilikten kendimi kurtarabilirsem, mutluluğa kavuşur,  üstelik haset edilecek bir kimse olurum. Hasedi azaltma yollarından biri de, içgüdüyü doyurucu bir yaşama sağlamaktır.

   7- Ergin yaş mutsuzluklarının en önemli psikolojik nedenlerinden biri de günah duygusudur. Sürüden kovulma korkusu da bu duyguya pek benzer. Hemen her olayda bütün bunların kaynağı kişinin çocukluğunda aldığı töresel öğretimdir. Günah korkusunda aşağılık bir şey, bir kendi kendine saygı noksanlığı vardır. Oysa, kendisine karşı saygısını yitirmekten kimseye bir iyilik gelmez. Aslına bakılırsa, günah duygusu sanılanın tam tersini doğurur. Kişiyi daha iyi, daha temiz bir hayata götüreceği yerde, hem mutsuz kılar, hem de aşağılık duygusunu aşılar. Bir insan, mantığa uygun olarak nelere inanacağını iyice kararlaştırmalı, ne kadar küçük olursa olsun, mantığa uymayan kanılarla savaşmalı, onların etkisi altına girmemelidir. Kimileri mantığı sevmez, mantıksal bir çabayı beceremeyeceklerini ya da böylesine bir çabanın kendilerini yoracağını sanırlar. Oysa en büyük hazlar, zihnin en çok işlediği ve pek çok şeylerin düşüncenin yüzeyine çıktığı anlarda duyulur. Şu, ya da bu türlü bir sarhoşlukla sağlanan mutluluk, doyurucu değildir. Gerçekten doyurucu olan bir mutluluk, bütün yeteneklerimizin tam olarak kullanılması ve içinde yaşadığımız dünyanın eksiksiz idrak edilmesiyle mümkündür.

   8- Herkesin bize tekme attığını düşündüğümüz sürece, mutlu olmamız mümkün değildir. Russell, hayatlarında hep nankörlük, sertlik ve hainlikle karşılaştıklarından yakınan kimselerin bu durumuna işkence manisi adını veriyor. Akıl hastalığı çizgisine varmayan bu mani, mutsuzluğun başlıca nedenlerinden biridir. Oysa, olasılık yasasına göre, belli bir toplumda yaşayan kimseler aşağı yukarı eşit sayıda kötü davranışla karşılaşabilirler. Daha çok kötü davranışla karşılaşan bir kimse, söylediği doğruysa eğer, bunun nedenini kendinde aramalıdır. İşkence manisinin kökü, kendi değerimizi olduğundan büyük görmemizdir. Şu dört gerçeğin yeterince anlaşılması işkence manisine karşı korunmayı sağlar:

     a) Davranışlarımızın asıl nedenleri bize göründükleri kadar özgecil değildir.

    b) Kendi değerimizi gözümüzde büyütmemeliyiz.

   c) Başkalarından göreceğimiz ilgi, kendimize duyduğumuz ilgi kadar olamaz.

   ç) İnsanlar durmadan bize işkence yapmayı isteyecek kadar bizi düşünemezler.

   9- Yaşayışları ya da düşünceleri, kendileriyle birlikte yaşamak zorunda bulundukları kimselerce iyi karşılanmayanlar mutlu olamazlar. Russell, bu duruma halkoyu korkusu adını veriyor. Halkoyu korkusu, kişiyi bir hayli mutsuz kılar. Bu korkuya tutulanlar, yaşamayı kendilerine tam anlamıyla zehir ederler. Oysa, belli zevkleri ve kanıları bulunan bir kimse, bir grup içinde kendini yabancı bulduğu halde, başka bir grup içinde benimsenmiş bulabilir. Bundan başka halk, kendi düşüncesine aykırı davranandan çok, halkoyundan korkana karşı zorbalık eder. Halkoyunu bile bile hor görmek de doğru değildir elbet. Ama onu gerçekten umursamamak hem kişinin dayanıklı olduğunu gösterir, hem de bir mutluluk kaynağı olur. Yakın komşulardan çekinme, eskiye göre çok azalmıştır ama, onun yerine, gazetelerin yazması korkusu çıkmıştır ki, bu da ortaçağlardaki büyücü baskınları kadar dehşet vericidir. Aslında bu derdin tek çaresi, halkoyundaki hoşgörürlüğün artmasıdır. Hoşgörürlüğün artması içinse, mutluluğun tadını çıkaran kimselerin çoğalması ve böylece en büyük zevkleri insan kardeşlerine acı çektirmek olan kişilerin, sayıca azalmasıdır.

   Mutluluğun Ele Geçirilmesi adlı yapıtının birinci bölümünde mutsuzluğun nedenlerini inceleyen Bertrand Russell ikinci bölümünde de mutluluğun nedenlerini araştırıyor. Mutluluk hala mümkün müdür? diye soruyor önce, Verdiği karşılık olumludur. Evet, mutluluk hala mümkündür. Russell'a göre, iki türlü mutluluk vardır: Duygusal mutluluk, mantıksal mutluluk... Bunlardan birincisi herkes için, ikincisiyse sadece okumuşlar için mümkündür.

Russell, gene kişinin iç savaşı açısından, mutluluğun nedenlerini şu bölümlerde topluyor:

   1- Mutluluğun başlıca nedenlerinden biri, heves ve hoşlanma duygusudur. Bu duygularımız da ilgilerimizi alabildiğine genişletmekle elde edilir. Dünya üzerinde, her biriyle ayrı ayrı ilgilenmeye ömrümüzün yetmeyeceği kadar çok şey vardır. Bu kadar bol ve çeşitli konular karşısında içimize kapanıp sıkıntıdan patlamak yapımızdaki bir bozukluktan ileri gelir. Bu bozukluğu tez elden düzeltmeliyiz. Bizi ilgilendirebilecek şeylere karşı tepkilerimiz, düşmanca değil, dostça olmalıdır. Her hoşnutsuzluk bir hastalıktır ve hepimizde bu içe kapanma hastalığına eğilim vardır. İnsanlar, önlerine serilmiş bulunan sayısız değerlere başlarını çevirip kendi içlerindeki boşluğa bakmak eğilimindedirler. Oysa, içine kapanmış kişinin mutluluğunda herhangi bir yücelik bulunduğu sanılmamalıdır. Beyin, kendisine sunulan gereçleri şaşılacak kombinezonlar halinde birleştirme gücü olan bir makinedir. Bu makine, dış dünyadan gereç almazsa güçsüzleşir. Kaldı ki, içimizi iyice görebilmek için de dışımızı iyice inceleyebilmek gerektir.

   Heves ve hoşlanma duygularımızın doyurulmasıyla mutluluğu elde edebilmek için, Yunanlıların öğütledikleri ölçülülüğü göz önünde tutmalıyız. Ölçüyü kaçırırsak, mutluluk yerine, mutsuzluk doğabilir. Oburla iştahlı kişinin ayrılığı, birincinin bir zevk uğruna bütün öteki zevkleri harcamasındadır. Bir zevke aşırı tutkun olanların kökü derinlerde bulunan bir tedirginlikleri vardır ki, bu tedirginlik onları mutsuz eder. İştahlı olalım ama, obur olmayalım. Bu durum, içki düşkünlerinde elle tutulurcasına görünür. Hayatlarında bir umacı bulunmasaydı, içki düşkünleri, sarhoşluğu ayıklıktan üstün tutmazlardı.

   2- Mutluluğun önemli nedenlerinden biri de, sevgidir. Genel hayat güvenci, kişioğlunun gereksemesi olan uygun bir sevgi görmesiyle meydana gelir. Güven duygusunu doğuran, karşılıklı olarak sevmek ve sevilmektir. Hayatı güvenle karşılayanlar, güvensizlikle karşılayanlardan çok daha mutludurlar. Güven, sevginin ürünüdür. Karşılıklı sevgi tomurcuğunun açmasına engel olan psikolojik ya da toplumsal bütün nedenler, dünyanın çeke geldiği büyük kötülüktür. Seviniz, sevileceksiniz. Sevmeyen sevilmez. Sevilmek istemeden seviniz. İnsanlar, sevilmek istemeden sevenleri severler. Sevilmek için büyük iyilikler yapan kişinin çabası boşunadır. Sevilmek için gösterilebilecek tek çaba, sevmek çabasıdır. Bütün gücünüzle, alabildiğine, duygularınızın her zerresini bütünleyerek seviniz. Gerçek değerli cinsel birleşmeler, tarafların kendilerini tutmadıkları ve kişiliklerini birbirine katıp ortak bir kişilik yarattıkları cinsel birleşmelerdir.

   3- Mutluluğun büyük kaynaklarından bir başkası da, aile'dir. Ana babaların birbirlerini, çocukların da ana babalarını, ana babaların çocuklarını sevmesi güçlü bir mutluluk doğurur. Oysa, günümüzün ailesi, mutluluk değil, mutsuzluk kaynağı olmaktadır. Bunun psikolojik, ekonomik, sosyal, eğitimsel, politik olmak üzere çok ve çeşitli nedenleri vardır. Ailenin büyük mutluluğuna erişebilmek için bütün bu nedenlerin çözümlenmesi gerektir. Bu konu, bir bakıma, birbirleriyle çelişen koşullarla doludur. Örneğin, bir kadın, kocasının hoşnutluğunu, mutfağa girmesi ve girmemesiyle sağlayabilir. Koca, hem iyi kurulmuş bir sofra, hem de o iyi kurulmuş sofrayla yıpranmamış bir kadın ister. Buysa, belli bir ekonomik çizgiye erişmekle elde edilebilir. Bir başka örnekte de, demokrasinin genel yayılışının çocuklarla ana babalar arasındaki ilgileri etkilediği görülmektedir. Günümüz düzeninde, ana babalar, çocuklar üstündeki haklarına güvenmemektedirler, çocuklarsa ana babalarına karşı saygı borçlarını yitirmişlerdir. Bir bakıma, bunun, hem böyle olması, hem de böyle olmaması gerekmektedir. Buysa, daha uygun bir politik düzenle elde edilebilir.

   4- Mutluluk nedenlerinden biri de iş'tir. İş, kimileri için bıktırıcı olsa bile, aylaklık, en sıkıcı çalışmadan beterdir. Sadece can sıkıntısını önleyenden hazların en büyüğünü verenine kadar her derecede iş vardır. İşin mutluluk doğurması, yapıcılığa ve ustalık göstermeye imkan vermesindedir. Ne türlü olursa olsun, bir şey yapmak ve ustalık göstermek, kişiyi mutlu kılar. Oysa, yapıcılık kadar yıkıcılık da bir` iştir. İkisinin arasındaki ayrılık, birinin düzensizliği düzene, öbürününse düzeni düzensizliğe götürmesidir. Ama birçok hallerde yeniden yapmak için yıkmak gerekir. Bu durumda yıkıcılık, yapıcılığın bir bölümüdür. Yapıcı bir işle uğraşmak, kişiyi nefret alışkanlığından kurtarır. Birçok kötülükler, işsizlikten doğar. Gördüğü iş, insanın kendisine olan saygısını sağlar.

Kişi, kendisine saygı duymazsa gerçek mutluluğa kavuşamaz.

   5- Benlik dışı birçok ufak tefek ilgiler de mutluluk doğururlar. Bunlar, insanın yaşaması için gerekli olan temel ilgiler değil, boş zamanlarını doldurarak kendisini o büyük ilgilerin yorgunluğundan kurtaran küçük ilgilerdir. Mutsuzluk, çoğu zaman, insanın pratik önemi olan şeylerden başka hiçbir şeye ilgi duymamasından ileri gelir. Dış ilgiler, herhangi bir çaba gerektirmezler, bundan ötürü de dinlendiricidirler. Birçok durumlarda mutsuzluk, yorgunluğun ürünüdür. Yorgunlukla dış ilgilerse içinden çıkılmaz bir yuvarlağın içinde dönmektedirler. Yorgunluk, dış ilgileri azaltır; dış ilgilerin azalması da, yorgunluğu artırır. Kişi, bu yuvarlağın içine düşmeye görsün, serüveni bedensel çöküntüyle sonuçlanır. İnsan bu yuvarlaktan kurtulmak için gerekli çabayı göstermelidir. Birçok eğlenceler, dinlendiricilik niteliğine uygun dış ilgilerdir. Oyun oynamak, tiyatro seyretmek, spor yapmak, meslek dışı kitaplar okumak bunların başında gelir. Benlik dışı bütün bu ilgiler, dinlendirici oldukları kadar yararlıdırlar.

Gerektiği gibi olmasa bile, elimizde bulunan öğrenme olanaklarından yararlanmamak, tiyatroya gidip de oyunu seyretmemeye benzer. Evren, korkunç ya da gülünç, kahramanca ya da korkakça, şaşırtıcı şeylerle doludur. Hayatın bizlere sunduğu bütün bu ilginç şeylere niçin sırtımızı çevirelim? Üstelik, bütün bu ilginç şeyleri doğru ölçüleri içinde görebilmek de bir hayli avutucudur.

   Bilgi, teselli vericidir. Mutsuzluğumuz, çoğu zaman, bilgisizliğimizden doğar. Bir evren vatandaşı olarak, astronomik çağlar içinde yaşayabildiğimiz kısacık süreyi ve kaplayabildiğimiz pek küçücük yeri gereği gibi öğrenebilseydik, kendimizi birçok mutsuzluklardan korumuş olurduk. Çılgınca didinmemiz; boğuşmamız önemsizliğimizi bilmediğimizdendir. Modern yüksek öğrenimin kusurlarından biri de, evreni tarafsız bir gözle inceleme yolunda duygu ve düşünce gelişimine pek az yer vermesidir.

   Evren vatandaşlığının bilgisine erişseydik, kendimizi böylesine yıpratacak yerde, insanlığı uygarlığa götürenlerin büyük ordusunun bir eri olmayı yeğlerdik. Eğer evren vatandaşlığının bilgisine ulaşsaydık, kişisel kaderimiz ne olursa olsun, derin bir mutluluk, yaşadığımız sürece bizimle beraber olurdu. Hayat, bütün çağların büyükleriyle bir olma, ölümse, umursanmaya değmez bir olay halini alırdı. Kişi, kendini neyin yücelttiğini anlayabilseydi, bencilliğe, küçüklüklere, önemsiz aksilikler yüzünden üzüntülere kapılmaz ve alın yazısından korkmazdı. Yüksek öğretimi gönlümce düzenlemeye yetkim olsaydı, diyor Russell, gençler arasında pek azını, hem de az akıllı ve pek geri kafalı olanlarını ilgilendiren din yerine, belki kolaylıkla din sayılamayacak bir şey koymaya çalışırdım. Geçmişi çok iyi bilen, insanoğlunun geleceğinin geçmişinden kıyaslanamayacak derecede uzun olabileceğini kavrayabilen, üstünde yaşadığımız gezegenin bir nokta ve bu gezegendeki ömrümüzün geçici bir olay olduğu bilincine erişmiş gençler yetiştirmeye çalışırdım.

   Bireyin önemsizliğini belirten bu gerçeklerle birlikte, bireyin erişme yeterliğinde olduğu yüceliği ve bizce bilinen uzak derinlikleri içinde birey kadar değerli bir şey bulunmadığı gerçeğini de aşılardım. Evren vatandaşının özgürlüğü, böylesine bir bilince erişmesiyle gerçekleşecektir. Mutluluğu da öyle. Mutluluğunu ele 'geçirmek isteyen kişi, hayattaki temel ilgilerine ek olarak birçok yedek ilgiler de edinmelidir. Yitirilen her ilginin yerini kolaylıkla başka biri alabilir ve böylece bütün talihsizlikler alt edilebilir. Evren, bir kayıpla yıkılacak kadar küçük değildir. 

  6- Mutluluğun başka bir nedeni de, çaba'yla yetinme (tevekkül) arasındaki dengededir. Mutluluk, çoğu iyi huylu olarak doğmamıştır. Kimilerinin, düzenli bir yaşayışı dayanılamayacak derecede sıkıcı bulan, bir dalda durmaz tutkuları vardır. Sağlık, hiç kimsenin kesin olarak güvenemeyeceği bir varlıktır. Evlilikse her zaman, bir mutluluk kaynağı olmamaktadır. Bütün bu nedenlerden ötürü mutluluk, Tanrının bir bağışı değil, insanın çabasıyla elde ettiği bir başarıdır. İşte bu çabanın, en uygun noktada, yetinmeyle dizginlenmesi gerekmektedir. Aşırı yetinme, boyun eğiş, alçakgönüllülük nasıl mutluluğa engel olursa, aşırı çaba da öylece mutluluğa engel olur. Mutluluğunu dileyen kişi, elde edebildiğiyle yetinmesini bilmelidir. Akıllı kişi, önleyebileceği talihsizlikler karşısında elini kolunu bağlayıp oturmamakla beraber, kaçınılmaz talihsizlikler için ne zaman, ne de duygu harcar. Çabayla boyun eğiş bu gibi hallerde, ayrı ayrı değerlidir. Tutulması gereken yol, kişinin elinden geleni yapması, sonucuna da boyun eğmesidir.

  Üzüntü, kuşku ve öfke hiçbir işe yaramayan duygulardır. Akıllı kişi, aksiliklere katlanmasını bilen kişidir. Kaldı ki, üzüntülerinin baskısından kurtulan bir insan, hayatın, kuşkulanıp durduğu günlerdekinden çok daha sevinçli bir serüven olduğunu görecektir. Daha önce sinirine dokunan dostları artık ona eğlendirici gelmeye başlayacaktır. Mutlu insan, dış dünyada yaşar, özgür sevgileri ve geniş ilgileri vardır. Mutluluğunu bu ilgilerden, bu sevgilerden ve bunların kendisini başka insanlara sevimli göstermesi gerçeğinden alır. İnsan, bunlarla, kendisini, bilardo topu gibi öbür yuvarlaklarla çarpışmaktan başka işi, olmayan bir varlık değil, akıp giden hayat ırmağının bir parçası olarak duyar. Her mutsuzluk, bir uyuşmazlığa dayanır. Bu uyuşmazlık, insanın kendisiyle olabileceği gibi, toplumuyla da olabilir. Mutlu insan, hem kendisiyle, hem de toplumuyla birliğe ulaşan insandır. Onun benliği, ne kendi içinde birbirleriyle uzlaşmaz parçalara bölünmüş, ne de dünyaya karşı bir sipere gömülmüştür. Böyle bir insan, evren vatandaşıdır, evrensel görünüşün ve hazların tadını çıkarır. Mutlu olmaması için hiçbir neden yoktur. Çağımızın metafiziği böylece, mutluluğu da, mutlu azınlıktan bir idealistin eliyle çözümlemiş olmaktadır. Russell, toplumunuzla birliğe ulaşın, eş deyişle, becerebilirseniz siz de sömürün, beceremezseniz katlanın diyor mutlu olmak için.        Bertrand Russell
 


Bertrand Russell

Sizin İçin Seçtiğim Programlar Sayfamda...

Her bilgisayar kullanıcısının bilmesi ve kullanması gereken
Birbirinden güzel Programlar
AÇIKLAMALARI ve TANITIMI (Slayt) TIKLAYIN İZLEYİN...


Eveeet! Birbirinden güzel ve kullanışlı 10 Program


FastStone Image Viewer,
Windows PhotoStory,
Photobucket,
Copernic Desktop,
flickr,
zShare, Slide, Yahoo , esnips ve Picasa Programlarının

 

Windows Photo Story 3

Dijital fotoğraflarınızı kullanarak  (wmv uzantılı) video oluşturun.
Resimleri tek bir dokunuşla düzeltin, kesin veya döndürün.
Fotoğraflı öykülerinize şaşırtıcı özel efektler, müzikler ve kendi sesli anlatımınızı ekleyin.
Sonra başlıklar ve alt yazılarla kişiselleştirin. Dosya boyutlarının küçük olması fotoğraflı öykülerinizi  e-posta ile göndermenizi kolaylaştırır.
Öykülerinizi TV'de, bilgisayarda veya Windows Mobile tabanlı bir taşınabilir aygıtta seyredin.
MSN Space de  LiveVideo YouTube 2.0'den yayınlayın
Devamı

* * * * * * * *
slide

Sevdiklerinizin fotoğraflarından farklı Temalar ve Stiller ile birbirinden güzel slayt yapabilirsiniz. Bu slaytları sevdiklerinize gönderebilir. Live Spaces te yayınlayabilirsiniz
 e-mail adresi ile üye olabilir fotoğraflarınızı yükleyip slayt yapmaya hemen başlayabilirsiniz DEVAMI..

* * * * * * * * * *
zSHARE

Bir arkadaşınıza Fotoğraf, Video veya Ses (Müzik) dosyası göndermek istiyorsunuz fakat büyüklüğü nedeniyle   e-mail eki olarak gönderemiyorsunuz!

 
İ Ş T E   Ç Ö Z Ü M !


Yazı, Resim, Video, Ses ve Flash
Dosyalarınızı ücretsiz olarak paylaşma
Sitesi.
Forumlarda kullanabiliyorsunuz.
Gönderdiğiniz dosyaya verilen link adresi ile arkadaşınızın indirmesini sağlıyorsunuz. İsterseniz tekrar silebiliyorsunuz.
Devamı..


* * * * * * * *
Picasa

Bilgisayarınızda bulunan tüm resimleri Klasör altına toplar ve tarih sırasına göre düzenler.
Bu program her bilgisayarda bulunması gereken
Google'nin Ücretsiz sunduğu en güzel ve en faydalı bir programıdır.
Fotoğrafları web'e yükleyin
Artık e-postayla göndermek için fotoğrafları tek tek eklemeniz gerekmeyecek. Bir
fotoğrafın, albümün veya çevrimiçi galerinizin tamamı için bir bağlantı adresi
gönderebilirsiniz. Tüm bunları ise Picasa Web Albümleri sitesini hiç terk etmeden
yapabilirsiniz.
Devamı..


* * * * * * * * *

photobucket

Resim ve Videolarınızı Yükleyebilir.
Alacağınız link adresi ile
MSN Spaces de kullanabilir ve sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz.

Ayrıca resimlerinizden 30-40 farklı şekilde Slayt hazırlayabilirsiniz
DEVAMI

* * * * * * * * *
FastStone Image Viewer 3. 0

FastStone Image Viewer Hızlı, sağlam, kullanıcı dostu bir resim görüntüleme, dönüştürme ve düzenleme yazılımıdır.
Resim görüntüleme, yönetme, karşılaştırma, kırmızı-göz düzeltme, postalama, boyutlandırma, kesme ve renklendirme gibi özellikleri barındırır. Desteklediği formatlar:
BMP, JPEG, JPEG 2000, animated GIF, PNG, PCX, TIFF, WMF, ICO, TGA ve popüler dijital kamera RAW formatları CRW, CR2, NEF, PEF, RAF, MRW, ORF, DNG Devamı.


* * * * * * * * * *
flickr
Buraya Koyduğunuz Fotoğrafları Set haline getirip MSN Spaces de Modül olarak Ekleyebilirsiniz. Resimleri Alacağınız Link adresleri ile Blogta  kullanabilirsini
z...

Ayrıca; Fotoğraflarınızı Slayt olarak görebilir. Slayt üzerinden tıklayarak o resim ait bilgileri ve HTML Kod ve URL adreslerini alabilirsiniz. Daha onlarca farklı özellikler mevcut. Mutlaka inceleyin...

Yahoo.com uzantılı posta adresi ile kullanıma açılıyor. Devamı..


* * * * * * * * *
Copernic Desktop 2.0

En iyi Masaüstü Arama Motoru Google'den 
Hard diskinizde kayıtlı her şeyi anında bulun.
Programın Özellikleri Nelerdir ?


150 Dosya Tipini Destekler

Masaüstü, Bilgisayarım, Belgelerimdeki Dosyaları(e-mail, Resim, Video, Müzik vs.)
Kolayca Arayıp Bulmanızı Sağlar.

Webdeki Yeni Haberleri, Resimlere Kolayca Ulaşmanızı Sağlar.

E-Maillerinizi Yönetebilirsiniz.(Gönderme,Silme vs.)

Office Dosyalarını Arayıp Bulmanızı Sağlar. (Word, Excel, Diğerleri)

Genel Aramadan Ayrı Olarak Resim,Video,Müzikleri Aramanızı Sağlar.

Adres Defterinizdeki Kişileri Arayabilirsiniz.

Favoriler Bölümünde Favorilerinizi Ekleyebilir, Düzenleyebilirsiniz.

Geçmiş Bölümünde Girdiğiniz Siteleri Görebilirsiniz.

Aramalarım Bölümünde Aradığınız Dosyaları Tekrar İnceleyebilirsiniz.

Dilerseniz Mozilla Firefox ve Internet Explorer'e Programın Bir Toolbar'ı
(Araç Çubuğu)Yerleşir. 
Devamı

* * * * * * * *
esnips

Tanıtımı ve açıklama yazısı daha sonra eklenecektir.........

 

Tanıtımı ve Kullanımı hakkında açıklamalı slaytlar eşliğinde
Download adresleri ile birlikte,Sayfamda paylaşıma açtım.
Bilgisayarınızı oyun makinası olarak görmeyin.
Bu proglamlar yardımıyla bilgisayar kullanmanın tadına varınız..


Slaytları F11 tuşuna basarak tam ekran olarak izleyin.
Tekrar F11'e basarak normal görünüme dönebilirsiniz.
Slaytı izlerken durdurabilir yada geçiş sürelerini  + ya basarak uzatabilirsiniz...
 











 

Sarı Lira Ömrümüz.

 


aşka dair

Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.Benim olduğu kadar dostlarının,dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.Yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.Sonra çocuğumuz olmalı,Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden
Mutluda olsa, kötüde olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.Saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere
gitmeliyiz.Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız. Ben, "Bey" demeliyim sana, sende "Hanım".Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.Tebessümler açtırmalı yüzünde.Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde....

CAN YÜCEL

SARI LİRA GİBİ ÖMRÜMÜZ

Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,
Bırakın Paris'te ılık rüzgarlarla
Taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.

Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,

Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,

20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,

Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek
İmkanına kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda

Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip te sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış, , , ,

Erel BLEDA


 Gece, gül bahçesinde ararken seni,
 
 Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;

 Seni anlatmaya başlayınca güle

 Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.


 Ömer HAYYAM


GERÇEK


Ey binamaz diye beni Hak'tan uzak gören !
Sığmaz senin havsalana mihrap ve mimberim
Sen beş vakit namazda ararken Allah'ını
Ben, emin ol O'nunla her zaman beraberim.


Kazım Vehbi DEDE

 

Yaşlılığa Övgü !


                                           Y A Ş L I L I Ğ A    Ö V G Ü

Marcus Tullius Cicero (Çiçeron)

Cicero, Yaşlılık (De Senectute) adlı yapıtını altmış iki yaşında yazdı.
Cicero, dört bölümde topladığı yaşlılık sorunları üstünde, ayrı ayrı düşünüyor. Yaşlılığın yapacağı işler yok
mudur? diye soruyor önce Yaşlılar, gençlerin yaptıkları işleri yapamazlar, bedensel güçleri yetmez, doğru. Ama çok daha büyük, çok daha değerli işler yapabilirler. Büyük işler, çeviklikle değil, bilgi ve düşünce gücüyle yapılır. Yaşlılık bu güçleri artırır. Isparta'da en önemli görevlerde bulunanlara Yaşlılar, bunların kurullarına da Yaşlılar Kurulu denirdi. Yaşlandıkça belleğimizin (hafıza) gücünü yitirdiği sanısı doğru değildir. İşletmezsen ya da yaratılıştan ağır işliyorsa güçsüzdür elbet. İşleyen akıl gücünü yitirmez. Oğulları, yaşlılığından ötürü mallarını yönetemiyor diye koca Sophokles'i suçlamaya kalkmışlardı. Sophokles, yargıçlara, o sırada yazdığı Oidipus Kolomnosta'yı okudu. Yargıçların parmağı ağzında kaldı. Homeros'u, Simonides'i, İsokrates'i, Gorgias'ı, Platon'u, Pythagoras'ı, Zenon'u, Diogenes'i düşünün. Bunlar, en ünlü yapıtlarını en yaşlılık günlerinde vermişlerdi. İnsan çok yaşayınca görmek istemediği birçok şeyi görür derler. İyi ama, görmek istediği birçok şeyi de görür.
 
  Yeni yetiştiğim sıralarda bir boğa ya da bir fil kadar güçlü olmak umurumda değildi. Şimdi de gençlikteki gücümü yitirişim umurumda değildir. Elinde olanı kullanmak gerek. Ünlerini kollarındaki güce borçlu olanlar
hayıflanabilirler. Kafa gücüyse son soluğa dek sürer. Kyros, ölürken, iyice yaşlandığı halde, hiçbir gün kendini
gençliğindekinden daha güçsüz bulmadığını söylemişti. Milon, Olympia meydanına omuzlarında canlı bir öküzle
girmiş. Sana böyle bir omuz gücünün mü, yoksa Pythagoras'ınki gibi bir kafa gücünün mü verilmesini isterdin?
Hiçbir iş yapamayacak kadar yaşlılar da vardır elbet. Ama bu güçsüzlük yaşlılığın işi değil, sağlığın işidir. Sağlığını koruyan yaşlı, böylesine güçsüzleşmez. Bundan başka, gençler bile zayıf yapılı olabildiğine göre, yaşlıların zayıf yapılı olmasında şaşılacak ne var? Bunaklık denilen aptallık, her yaşlıda değil, az akıllı yaşlılarda olur. Hem bunak gençlerin sayısı daha mı az? Cacilius, komedilerdeki budala kocamışlar, derken; her şeye inanıveren, unutkan, gevşemiş yaşlıları anlatmak istemişti. Bunlarsa yaşlılığın değil uyuşuk, tembel, uykucu bir yaşlının kusurlarıdır. Çalışkan yaşlı, yaşlılığının geldiğini duymaz bile Böylece, haberi olmadan yaşlanır. Birden çöküvermez, yavaş yavaş söner.
 
  Yaşlılar aşırı zevklerden yoksundur. Eğer yaşlılık, bizlerden, gençliğin o en kötü kusurunu uzaklaştırıyorsa ne
büyük bir iyilik ediyor. Bedensel zevk, doğanın insanlara verdiği en büyük beladır. Şehvetin göze aldırmadığı hiçbir kötülük yoktur. Şehvetle erdem bir arada bulunamazlar. Akıl, zevk isteğini uzaklaştırmaya yetmiyorsa, bunu yapabilen yaşlılığa saygı duymalıyız. Her şeye yettiği halde zevk isteğini durdurmaya yetmeyen aklı düşünün, aşırı zevk isteğinin kötülüğünü daha iyi anlarsınız, akıl size gerekiyorsa eğer. Aşırılığa kaçmayan zevklerdense yaşlılar da yararlanabilirler. Yaşlılar, güzel sofralardan, sık sık boşaltılan kadehlerden uzak kalıyorlarsa sarhoşluktan hazımsızlıktan, uykusuzluktan da uzak kalıyorlar demektir. Yaşlılar, iyi sofraların başında otururlar. Konuşma hevesini artırıp yiyip içme hevesini azaltan yaşlılığa çok şeyler borçluyuz. Ama insanın içini gıcıklayan öyle zevkler vardır ki, yaşlılar bunları duyamazlar diyebilirsiniz. Doğru, ama yaşlılar bu zevklerin yokluğunu da duymazlar. Yokluğunu duymadığın şeyin üzüntüsünü de duymazsın. Bir şeye karşı istek duymayan ondan yoksun kalmış değildir. Bir bakıma bu yoksunluk da pek o kadar büyütülmemeli. Bir tiyatroyu ön sıralardan seyredenler daha çok zevk alır ama, arka sıralardan seyredenler de zevk alır. Zevk düşkünlüğüne, yükselme hırsına, başkalarını geçmek için didinmeye, tutkuların tümüne kölelik ettikten sonra ruhun yapayalnız kalması, kendisiyle baş başa yaşaması ne paha biçilmez bir zevktir. Eğitim ve bilgiyle beslenince, insana, istediğini yapmak için gereken zamanı bırakan yaşlılıktan daha hoş bir şey olamaz. Solon, bir mısraında ne güzel söylüyor: Her gün bildiklerime birçok şeyler katarak yaşlanıyorum.
 
  Yaşlılık ölüme yakınmış. Onca yıl yaşayıp da ölümün küçümsenmesi gerektiğini anlamayan yaşlıya yazıklar olsun.
Hangi genç budala akşama kadar yaşayacağını kesinlikle söyleyebilir? Hem gençlerde insanı ölüme götüren nedenler yaşlılardan daha çoktur. Yaşlıların sayısının az oluşu da gençlerin daha çok öldüklerini göstermiyor mu? Ölüm, ruhu tümüyle yok ediyorsa, üstünde durulmaya değmez, onu sonsuz bir ömür yaşayacağı bir yere
götürüyorsa, istenilmesi gereken bir şeydir. Ölüm, gençlerin de başında olduğuna göre, niçin yaşlılığı kötüleme
nedeni olsun? Ben, kendi payıma, oğlumun ölümünü görmekle ölümün yaşa bakmadığını acı bir deneyle öğrenmiş
bulunuyorum. Bir genç uzun bir süre yaşayacağını umar, bir yaşlıysa böyle bir umut besleyemez, diyebilirler. Kesin olmayan bir şeye umut bağlamak düpedüz budalalıktır. Bundan başka yaşlı, gencin umduğunu ele geçirmiş
bulunduğundan, daha iyi bir durumdadır. Biri uzun bir süre yaşamayı umar, ötekiyse uzun bir süre yaşamıştır. Bir
aktörün hoşa gitmesi için oyunun bitmesi gerekmez, oynadığı perdede beğenilmesi yeter. Bir ömür, kısa da olsa,
gereği gibi yaşamaya yetecek kadar uzundur. Elmalar hamken çekilip kopartılır, olgunlaşınca kendiliklerinden
düşerler. Böylece, gençlerin canını da bir güç koparıp alır, yaşlılarsa olgunluktan sönerler. Bu olgunluk, bana öyle tatlı geliyor ki, uzun bir deniz yolculuğundan sonra karayı görür gibi oluyor, sonunda bir limana varmak
kesinliğinin hazzını duyuyorum. Önemli olan, hayata doymuş olmaktır. Her çağın, ayrı ayrı giderilmesi gereken
hevesleri vardır. Nasıl ki bir genç, bir çocuğun; bir orta yaşlı da bir gencin heveslerini duymaz ve aramazsa bir yaşlı da öylece kendinden önceki çağların heveslerini duymaz ve aramaz. Yaşamaya doymanın anlamı budur. Tanrılardan biri bana yeniden çocukluğa dönmemi bağışlasaydı bütün gücümle direnirdim. Yarışı başarıyla bitiren at, meydanın öbür ucuna dönmek istemez. Yaşadığıma pişman değilim, dünyaya boşuna gelmediğimi biliyorum, ömrümü gereği gibi geçirdim. Ksenophon bir yapıtında, ölmek üzere olan Kyros'a şunları söyletir: Sevgili çocuklarım, siz benim ruhumu ne zaman gördünüz ki öldükten sonra göremeyeceğiniz için ağlıyorsunuz? Cicero, yaşlılık üstüne söylevini
şu sözlerle bitiriyor: Keşke sizler de bu çağa gelseniz de benden dinlediklerinizin doğru olduğunu kendi
deneylerinizle anlayabilseniz.
 
                                                            D O S T L U K
  Marcus Tullius Cicero, Yaşlıktan (De Senectute), sonra Dostluk'u (De Amicitia) da övdü. Düşünce, Aristoteles'le Theophrastos'tan gelmektedir. Ancak, Romalı stoacı Cicero, dostluğun, Yunan kökünden gelen tanımını Romalılaştırmıştır. Tanım, stoacılığın temel düşüncesine uygundur: Dostluk, anlaşmaktır (symphonia). Dostluk, insanların insanlarla ve tanrılarla ilgili her şeyde, yakınlık ve sevgi duygularıyla anlaşmalarıdır. Ancak, iki insanın birbiriyle anlaşabilmesi kolay değildir. Dostluğu gerçekleştirecek bir anlaşmanın doğabilmesi için birtakım nitelikler ister. Bu nitelikleri taşımayanlar, dost olamayacakları gibi, dost da edinemezler. Cicero, yapıtında, bu nitelikleri bilimsel bir sıraya sokarak saymamıştır. Yapıtın bütünü içinde, konuşmanın gidişine göre serpiştirilen bu nitelikler, şöylece sıralanabilirler:
 
  1- Dostluk, ancak iyi insanlar arasında gerçekleşebilir. İyilik, dostluğun en gerekli niteliğidir. İyi olmayan insanlar dost olamazlar. Ama iyiliğin ölçüsü nedir?.. Cicero, iyilik konusunda, filozofların ölçülerini aşırı bulmaktadır. Filozoflara göre, bir insanın iyi olabilmesi için, bilge olması gereklidir. Cicero'ya göre, bu anlamda bir iyiliğe hiçbir ölümlü erişememiştir. Bilgelik, kıskançlık dolu, karanlık bir sözdür. İyi sayılmak için doğruluk, dürüstlük, hakseverlik ve cömertlik yolunu tutmak yeter. Katıksız iyilik, erdemli kişide bulunur. Çünkü dostluğu hem doğuran, hem sürdüren erdemdir. Genellikle iyi sayılan insanlar, iyi insanlardır. Onların erdemleri, günlük yaşayış için yeterlidir. Hiçbir zaman, hiçbir yerde bulunmayan insanları düşlemek gerekmez.
 
  2- Dostluk, sürekliliği gerektirir. Süreklilik niteliği bulunmayan yerde, dostluğun sözü edilemez. Sürekliliği de ancak erdemlilik sağlayabileceğine göre, bu nitelik, iyilik niteliğine sıkıca bağlıdır. Cicero'ya göre, gerçek
dostluklar ölümsüzdür. Ancak bu sürekliliği sağlamak da kolay bir şey değildir. Ortaya çıkar ayrılıkları çıkabilir,
siyasal düşünceler çatışabilir, insanların huyları değişebilir. Kara alınyazıları gibi, dostluğun üstüne çöken öyle
rastlantılar vardır ki, bunlardan kaçınmak, insan bilgeliğinin değil, talihin işidir.
 
  3- Dostluk, her alanda uyuşmayı gerektirir. Her alanda uyuşmamış olanlar, süreklilik niteliğini, bundan ötürü de dostluğu sağlayamazlar. Düşüncelerinde, beğenilerinde, yaşayışlarında benzerlik bulunanlar, birbirleriyle
uyuşabilirler. Ayrı düşünceler, ayrı beğeniler, ayrı yaşayış biçimleri uyuşma yerine, çatışma doğururlar. Her alanda uyuşmamış kişilerin dostluğu, yalancı bir dostluktur ve her yalancılık gibi günün birinde kırılıp dökülmek
zorundadır.
 
  4- Dostluk, sadakati gerektirir. Çünkü uzun bir süre uyuşmuş bulunanlar, bu uyuşmanın bir, ya da birkaç niteliğini yitirebilirler. Önceden uyuşmamış kişilerin dostlukları ne kadar yalancı bir dostluksa, bu niteliklerin yitirilmesinden ötürü bozulan dostluklar da o kadar yalancıdır. Gerçek dostluk, ölümsüzdür. Talihin gözü kördür
derler ama, güler yüz gösterdiği kişilerin de gözlerini kör ettiği bir gerçektir. Onlar, çok kez, bir kendini beğenme ve dostunu hor görme duygusuna kapılabilirler. Hiçbir şey, talihli bir budaladan daha çekilmez olamaz. Kimilerinin; önceden erdemli insanlarken, kumanda ve yetki elde ederek mutluluğa eriştikten sonra, değiştikleri, eski dostlarını hor görüp yenilerine bağlandıkları görülebilir. Yetkileri ya da paralarıyla alınabilecek her şeyi elde edip de, dostluğu, evrenin bu en değerli ve en güzel süsünü elde etmemelerinden daha budalaca ne olabilir? Alınabilecek olan şeyler, kim güçlüyse onun malıdırlar. Dostluksa, sadece dostun malıdır.
 
  5- Dostluk, akıllılığı gerektirir. Herkesin mallarını alırken, sadece kendisinin olanı almasını beceremeyen budalalar dostluk kuramazlar. Bu akıllılık, sevgi alanında filizlenen bir akıllılıktır. Sevgi erdemi, dostlukları hem kurar, hem korur. Çünkü, onda her türlü ahenk, süreklilik, sağlamlık vardır. Kendini gösterip ışığını parlattığı zaman, başkasında da parladığını gördüğü erdem ışığına yaklaşır, ondaki ışıktan da ışık alır. Dostluk, işte bu ışıktan tutuşur. Sevgi ve dostluk sözcükleri aynı kökten gelirler (Amor, amicitia, amore). Sevmekse, hiçbir şeye
gereksinmeden, hiçbir yarar beklemeden, sevilen'e bağlanmak demektir. Akıllılık, gerçek olanla gerçek olmayanı
ayırmada tek ölçüdür. Yüze gülücüyle gerçek dostu, akıllılık ayırır.
 
  6- Dostluk, birliği gerektirir. Taras'lı Arkhitas (İ.Ö. dördüncü yüzyılda yaşayan Pythagorasçı filozof) ne doğru söylemiş: Bir insan, göğe yükselerek evreni ve yıldızların güzelliğini seyretseydi bu seyir ona hoş gelmeyecekti. Oysa yanında gördüklerini anlatabileceği bir dostu bulunsaydı bundan pek hoşlanırdı... Evet, doğa yalnızlığı sevmiyor. Dostluğun en tatlı yanı da, doğanın istediği bu birlikteliği gerçekleştirmesidir. Doğa, ne istediğini, ne aradığını bu kadar açık olarak belli ettiği halde, bilmem nasıl oluyor da bu kadar sağırlaşabiliyor, doğanın uyarmalarına kulaklarımızı bu kadar tıkayabiliyoruz?.. Dostlar arasında, sadece sevgi ve beğenme değil, saygı da bulunacaktır. Doğa, dostluğu, erdemin yardımcısı olsun diye vermiştir, kötülüklerin yardakçısı olsun diye değil. Onun amacı şudur: Erdem, tek başına en üstün iyi'ye erişemediğine göre, oraya başkasıyla birleşip ortak olarak erişsin. İşte, bence, diyor Cicero, insanların peşinde koşmaya değer saydıkları her şeyi, şerefi, ünü, ruhun sükun ve sevincini içine alan birlik, bu birliktir. Bütün bunlar var olunca, yaşamak, mutlulukla dolar. Bunlar olmadan mutlu olunamaz. Mademki bu birlik, en üstün iyiliktir, onu elde etmek istiyorsak, erdem kazanmaya çalışalım. Erdemsiz, ne dostluğa, ne de herhangi bir şeye erişebiliriz. Erdeme değer vermeden dost edindiklerini sanan insanlar bir gün kötü bir olayla karşılaşmak zorunda kalırlarsa, o zaman; ne kadar yanılmış olduklarını anlayacaklardır. Atinalı Timon bile (insanların nankörlüğünden tiksinerek yalnızlığı arayan Atinalı zengin), tiksintisini dökebilecek bir insan aramamaya katlanamamıştır.
 
  Cicero, yapıtında, dostluğun sınırlarını da çizmeye çalışıyor. Soruyor: Acaba, Coriolanus'ün (İ.Ö. V'nci yüzyılda yaşayan Romalı komutan, önceleri pek sevildiği halde, sürgün cezasına çarptırılınca Roma'nın üstüne yürümeye kalkmıştı) dostları olsaydı, vatana karşı, onunla birlikte silaha sarılırlar mıydı?.. Doğa, dostluğu, erdemin yardımcısı olsun diye vermiştir, kötülüklerin yardakçısı olsun diye değil. Dostluğun temeli, erdeme karşı duyulan saygıya dayandığına göre, insan erdemden ayrılırsa, dostluk süremez. Utanç verici bir şey istememek, istenince de yapmamak, dostluğun en kutsal yasasıdır. Dosttan şerefli şeyler istemek, dost uğruna şerefli şeyler yapmak, dostluğun en kutsal yasasıdır.
 
  Bu konuda üç düşünce ileri sürülmektedir:
 
  a) Dostumuza karşı, kendimize beslediğimiz duyguların aynını beslemek düşüncesi: Bu düşünce, doğru bir
düşünce değildir. Çünkü, kendimiz için yapamayacağımız nice işler vardır ki, dostlarımız uğrunda pekala
yapabiliriz. Örneğin, kendimiz için yalvarmak şerefsizlik olduğu halde, dostumuz için yalvarmak ne büyük şereftir.
 
  b) Dostumuza karşı, dostumuzun bizim için beslediği duyguların aynını beslemek düşüncesi: Bu düşünce de, doğru değildir. Yapılan ve görülen iyiliklerin eş olmasını istemek, dostluğu çok ince ve derin hesaplara vurmak demektir. Gerçek dostluk, daha zengin, daha cömerttir. Aldığından çok vermemekte bu kadar titiz davranmaz.
 
  c) Dostumuza karşı, onun kendisine beslediği duyguların aynını beslemek düşüncesi: Bu düşünce de yanlıştır. Çünkü, kimi insanların güçleri kırılmış, ya da başarıya ulaşma umutları yitirilmiş olabilir. Dostunun da onun gibi düşünmesi dostluğa yaraşmaz. Tersine, dost, dostunun güçsüzlüğünü gidermeye, yitirilen umutlarını desteklemeye çalışan kişidir.
  
  Öyleyse, gerçek dostluğun sınırları başka türlü çizilecektir: Töresel bir temizlik içinde katıksız bir anlaşma.
 
  Dostluk üstüne söyleyeceklerim işte bunlar, diyor Cicero, size gelince, siz erdeme öylesine değer verin ki, onsuz dostluk olamaz erdemden başka hiçbir şeyin dostluğa üstün tutulabileceğine inanmayın.

 


 

Sevgi ve Şiddetin Kaynağı, Dörtlükler - Şiirler


D Ö R T L Ü K L E R                                    Ş İ İ R L E R
 

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler
Künyeni almak için partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre o şimdi mebus dediler

Neyzen Tevfik KOLAYLI

Şu akıp giden kum seline bak,
Ne durması var, ne dinlenmesi . . .
Bak birdenbire nasıl bozuluyor dünya,
Nasıl atıyor bir başka dünyanın temelini.

Hz. Mevlana Celaleddin Rumi


H İ C İ V
Namusluydu, dürüsttü,
Öyle bilirdi herkes.
Aşağıda yaşarken
Kötüleri taşladı.
Omuzlara basarak
Yükseldi teres.
Yukarıya çıkınca
Hırsızlığa başladı.

Abdurrahim KARAKOÇ

Bir zamanlar ben de Süleyman idim
Ateşe, suya hükümran idim
Sanmayın ki Sultan Süleyman idim
Tersanede körükçü Süleyman idim.

BİR MEZAR TAŞINDAN


DÜNYA YUVARLAKSA

Bana daima
" Dünya yuvarlaktır " derdin.
Dediğin doğruysa
Neden geri dönmedin ?

Nurhan EDİLHAN

DAĞ BAŞI

Dağ başındasın
Derdin günün hasretlik
Akşam olmuş
Güneş batmış.
İçmeyip de ne halt edeceksin ?

Orhan Veli KANIK


DELİKLİ ŞİİR

Cep delik, cepken delik !
Kol delik, mintan delik !
Yen delik, kaftan delik !
Kevgir misin be kardeşlik ?

Orhan Veli KANIK

X X X X X X X X X

VATAN İÇİN

Neler yapmadık şu vatan için !
Kimimiz öldük,
Kimimiz nutuk söyledik.


Orhan Veli KANIK

A Y N A

O, yalnız ayna satardı
Ve bir gün Aynalı çarşı'da öldü
Talih bu ya,
Tabutunu taşıyanlar
Aynasızlardı.

Orhan Murat ARIBURNU


Bir elde kadeh, bir elde Kur'an
Bir helaldir işimiz, bir haram
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam Müslüman ...

                x  x  x

Gökte bir öküz varmış adı pervin
Bir öküz de altındaymış yerin
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin !

               x  x  x

Her sabah yeni bir gün doğarken
Bir gün de eksilir ömründen
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir kandille gelen


Ömer HAYYAM

DİLEKÇE

Gel diyorum gelmiyorsun
Bağırıyorum işitmiyorsun
Ne haldeyim bilmiyorsun
Miyop musun, hipermetrop
musun Tanrım ?
Hiç beni görmüyorsun !

Ümit Yaşar OĞUZCAN

             X X X    

S I F I R

Sıfırdan başladı
Daha sıfır, daha sıfır . . . .
Şimdi çok sıfırlı bir servetin sahibi
Hala sıfır.

Ümit Yaşar OĞUZCAN



K A L A

Savaş onu okulun kapısında yakaladı ;
Bir adım kala insanları görmeye.
Elinden kalemini aldılar,
İttiler ölmeye, öldürmeye.
Tam düşünürken vurdular !

Orhan Murat ARIBURNU

MAHKÜMLAR

Ekseriya sabaha karşı
Kurşuna dizilir mahkumlar.
Bir sünger taşına döner
Ana sütünden yapılan heykel.
Bari şu trampetler çalmasa,
İnsan,
İNSAN GÜRÜLTÜYE GİTMESE !

Orhan Murat ARIBURNU






G E L !

Gel, gel, gel .....
Kim olursan ol yine gel.
Kafir, putperest, mecusi olsan da gel !
Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir
Yüz kerre tövbeni de bozmuş olsan yine gel !


Hz. Mevlana Celaleddin Rumi



Ö Ğ Ü T

Şevkat-ü merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol
Sehavet-ü cömertlikte akarsu gibi ol
Hiddet-ü asabiyette ölü gibi ol
Tevazuu mahviyette toprak gibi ol
Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol

Hz. Mevlana Celaleddin Rumi

 

KARADUT
 
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bin can koyduğum
Karadutum, çatalkaram, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem ?
Gülen ayvam, ağlayan narımsın,
Kadınım, kısrağım, karımsın.
 
Bedri Rahmi EYÜPOĞLU
 

 
OTUZBEŞ YAŞ ŞİİRİ
 
Yaş otuzbeş, yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrün
Delikanlı çağındaki cevher
Yalvarmak yakarmak nafile bugün
Gözümün yaşına bakmadan gider
 
Şakaklarıma kar mı yağdı ?
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz ?
Ya gözler altındaki mor halkalar ?
Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar ?
 
Zamanla nasıl değişiyor insan,
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan ?
Bu güler yüzlü adam ben değilim,
Yalandır kaygısız olduğum yalan !
 
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız,
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da ayrıldı yollar bir bir,
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
 
Gökyüzünün başka rengi de varmış,
Geç farkettim taşın sert olduğunu
Su insanı boğar, ateş yakarmış.
Her doğan günün bir dert olduğunu
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
 
Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar,
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar ?
Nerden çıktı bu cenaze, ölen kim ?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
 
Neylersin ölüm herkesin başında,
Uyudun, uyanmadın olacak,
Kimbilir nerede, nasıl, kaç yaşında ?
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında.
 
CAHİT SITKI TARANCI
 

ADAM  OLMAK
 

Çevrende herkes şaşırsa,

bunu da senden bilse,

sen aklı başında kalabilirsen eğer,

herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,

hem kendine güvenirsen eğer,

bekleyebilirsen usanmadan,

yalanla karşılık vermezsen yalana,

kendini evliya sanmadan

kin tutmayabilirsen kin tutana.

düşlere kapılmadan düş kurabilir,

yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,

ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,

ikisine de vermeyebilirsen değer,

söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,

kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,

ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,

koyulabilirsen işe yeniden.

döküp ortaya varını yoğunu,

bir yazı turada yitirsen bile

yitirdiklerini dolamaksızın dile

baştan tutabilirsen yolunu

yüreğine sinirine dayan diyecek

direncinden başka şeyin kalmasa da,

herkesin bırakıp gittiği noktada,

sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen,

unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken

dost da düşman da incitemezse seni

ne küçümser ne büyültürsen çevreni

her saatin her dakikasına

emeğini katarsan hakçasına

her şeyi ile dünya önüne serilir

üstelik oğlum, adam oldun demektir.

Rudyard KIPLING


     Sevgi ve Şiddetin Kaynağı

../.. Yaşam yaratmak, güçsüz insanda bulunmayan birtakım nitelikleri gerektirir. Yaşamı yok etmekse yalnızca bir tek niteliği -şiddete başvurmayı- gerektirir.Güçsüz insan, tabancası, bıçağı ya da kuvvetli bir bileği olduğu sürece başkalarının ya da kendisinin içindeki yaşamı yokederek onu aşabilir.Böylece, kendisini yadsıyan yaşamdan öç almış olur. Ödünleyici şiddet, güçsüzlükten doğan ve güçsüzlüğü ödünleyen bir şiddet türüdür. Yaratamayan bir insan, yok etmek ister; yaratırken, yok ederken salt bir yaratık olma rolünün ötesine geçer. Caligula'ya şunları söyletirken Camus, bu fikri özlü olarak dile getirmiştir: "Yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin insanı kendisinden geçiren gücünü yaşıyorum; bununla karşılaştırıldığında yaratmanın gücü çocuk oyuncağından başka birşey değildir." Bu, sakatların, yaşamın kendilerinden insanca güçlerini olumlu bir biçimde ortaya dökme yetisini esirgediği kimselerin kullandığı şiddettir.  Ödünleyici şiddete çok yakın başka bir şey de, hayvan ya da insan olsun, bir canlı üzerinde tam ve kesin bir denetim sağlama dürtüsüdür. Bu dürtü sadizmin özünü oluşturur. ../..


Sevgi ve Şiddetin Kaynağı : Erich FrommPayel Yayınları Şubat 1979 s.30

 

Birbirimizi Sevebilmek

 

Gökdelende Çalışmak İçin Yürek Lazım.   

Burada Yaşamak İçin Para Lazım. .

 

Birbirimizi Bazı Uyarıcı Öğütlerle Sevebilmek

* Her zaman için diye koşullanarak düşünmeyin. Şu anı düşünün, süreklilik kendi kendini çözümleyecektir.

* Sürekli olarak birlikte olgunlaşın.

* İlişkilerinize büyük oranda zaman ve enerji yatırımı yapmayı bekleyin. Sürekli ilişkiler bir anda ortaya çıkmazlar. Bunlar, zamanla oluşturulurlar.

* Tüm ilişkilerin sürekli olmayacağını bilin. Geçici olabileceklerini düşünün ama sanki sürekli olacaklarmış gibi davranışlarınızı sürdürün.

* Öbür kişinin kişisel ilişkilerine sizinkilerden ayrı olarak saygılı olun. Kendisine değer verdiğiniz kişiler için bu ilişkiler önemliyse, sizin içinde önemli olmalıdır.

* Öbür kişileri idealleştirmeyin. Onlar yaşantılarını sizin beklentilerinize göre sürdürmeyeceklerdir.

* Aceleci olmayın.

* Vermekten korkmayın. Eğer gönülden veriyorsanız, hiçbir zaman çok fazla vermiş olmazsınız.

* Tüm uyanık olduğunuz saatleri sevdiklerinizle birlikte geçirmek zorundaymış gibi duyumsamayın kendinizi. Zaman zaman bir kenara çekilin ve sevdiklerinizin de ayrı bir yerleri olması için izin verin.

* Kişiyi, kesinlikle sizin için 'sevgi adına' bir şey yapmaya zorlamayın. Sevgi pazarlık konusu yapılacak bir duyumsama değildir.

* Korkak olmayın.

* İlişkilerinizi çok aşırı bir titizlikle çözümlemeye çalışmayın.

* Bu kişinin kaynaklar havuzu olduğunu unutmayın. Bunun anlamı, her bir ilişkide verenin yalnızca siz olmadığı, sizin de sürekli alıcı durumunda olduğunuzdur

* Birbirinize baskı yaparak kişiliklerinizi bozmayın. Hiç kimse gölgede yetişip olgunlaşamaz.

* Derin derin düşüncelere dalmayın. Yaşamaya ve sevmeye koyulun. Sonsuza dek yaşamayacaksınız.

* Kızgınlığı, incinmeyi ve acıyı sürdürmeyin. Unutmaya çalışın. Bunlar enerjinizden çalar ve sizi sevmekten alıkoyarlar.

* Bir ilişkiye her zaman şunu sorarak başlayın: Bu kişiyle ilişki kurmak istememle ilgili olarak açığa vurulmamış güdülerim var mıdır? Duyduğum özen koşullu mudur? Bir şeyden kaçmaya mı çalışıyorum? Bu ilişkiyi kurarak kişi değiştirmeyi mi planlıyorum? Bu kişiye bendeki bir eksikliği tamamlamak için ne gereksinim duyuyorum? Bu sorulardan birisine yanıtınız 'Evet' ise, o kişiyi özgür bırakın. Sizsiz o daha iyi olacaktır.

* İçinizdeki çocuksu yanı yaşar ve oyun oynar durumda tutun.

* Kendinizin değerini ölçün. Bir paspasın değerini en iyi bilen, ayakkabıları kirli olan kişidir.

* Yaşamınızı kendinize acıyarak, kınayarak ve 'Mea Culpa' hastalığının belirtilerini uygulayarak sürdürmeyin. Bizler düşündüğümüz kadar kötü değiliz.

* Bir ilişkiye girmeden önce kendi kendinize öbür kişinin dayanamayacağınız bir özelliği var mı, diye sorun. Eğer varsa, bu özelliğiyle sürekli yaşayabilir miyim diye gene sorun. Eğer yanıtınız 'Hayır' ise, ilişki kurmayı bırakın. İlişki kurduğunuz kişiyle birbirinizi seviş nedenlerinizi alt alta döküp yazın. Sonra, işler kötüye gittiğinde listeyi çıkarıp yeniden okuyun. Bu sorunlarınızı ivedi çözecektir.

* Öbür kişinin sorunlarını kendinizinkiymiş gibi benimsemeyin. Bu durum, yalnızca çözümü iki kat güçleştirmeye yarar.

* Kendinizi çok ciddiye almayın. Ama, öbür kişiyi ciddiye almakta başarısız olmayın.

* Alınganlığa, egoizme ve çocukca incinmelere kendinizi kaptırmayın. Bunlar yalnızca ilişkinizin değerini alçatmaya ve yakınlaşmanızı önlemeye yararlı olacaklardır.

* Gururlu olmayı bırakın. Gurur genellikle sahtedir. Engeller oluşturur ve yakınlaşmayı önler.

* Sevecenliğinizi ve yakınlıklarınızı artırın. Bunlar bir ilişkinin olgunlaşması için birer kaynaktırlar. Sevecen olunuz. Sevecenlik anlayış ve benimsemenin en emin yoludur.

* Dinlemeyi öğrenin. Kendi konuşmanızı dinlemekle hiçbir şey öğrenemezsiniz.

* Sevgi oluşturulabildiğine göre, sevgisiz kalmak için hiçbir neden bulunmamaktadır.

* Bir ilişkiden ne alabileceğinizi düşünmeyin. O ilişkiye ne katabileceğinizi araştırın.

* Oyun oynamayı bırakın. Olgunlaşan bir ilişki ancak gerçeklerle ve içten davranışlarla beslenebilir.

* Bir ilişki içindeyken öbür tarafı sizden başka pek çok kişinin sevdiğini bilmek ne yüce bir duyumsamadır. Bu, sizin ilişki kurmak için çok iyi bir seçim yaptığınızı gösterir.

* Değerli bir şeyi oluşturabilmek sabır ve enerjiyi gerektirir.

* Ahlaksal ve ruhsal değerlerin sınırlayıcı değil, koruyucu olduklarını akıldan çıkarmayın.

* Gülmeye çalışın. Gülmek kalbi çalıştırır ve sizi kalbinizle ilgili sorunlardan korur.

* Sorunları size bilgi ve değişiklikler getirecek küçük mucizeler olarak görün.

* Kibar olun. Sevgi kabalığa izin vermez.

* Bir insan olarak bütünlüğünüzü korurken kendinizi bir başka kişiyle bütünleştirmekten sakının. Bunu da, her biriniz BİRER İNSAN olarak başarabilirsiniz.

* Siz tüm ilişkilerinizin merkezinde bulunuyorsunuz. Bu yüzden kendi saygınlığınız, gelişmeniz, mutluluğunuz ve işlerinizden kendiniz sorumlusunuz. Bunları başka birinin size getirmesini beklemeyin. Yalnızmış gibi çalışıp yaşamalı; öbür kişileri yaşamınızı zenginleştirecek hediyelermiş gibi düşünmelisiniz.

* ilişkilerinizin ihmaliniz yüzünden ölmesine izin vermeyin.

Birbirimizi Sevebilmek s.168-179  LEO BUSCAGLIA

İnkilap  Kitabevi 1993                                                       





ZİYARETÇİ  SAYISI 



 


 

H A V A   D U R U M U


 

Ankara'da Hava Durumu

Bilgivesevgi

Bilgivesevgi

ZİYARETÇİ  DEFTERİ

Görüşlerinizi

Buraya

Yazabilirsiniz.




TEŞEKKÜR
EDERİM.



Özlü Sözler

*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi**Bilgivesevgi*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi**Bilgivesevg i*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi*

Bilgi, sevgiyle zekanın anasıdır. A.W.HARE

Gömlegin ilk düğmesi yanlış iliklenince digerleri de yanlış gider. C.BRUNO

Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Kendi aklından faydalanmak,
başkalarının akılsızlığından faydalanmak. BRUYERE

Bildigimizi zannetmemiz ögrenmemizin en büyük düşmanıdır. DR.C.BERNARD

Sevilmek umuduyla sevmek insanidir.Fakat sevmek için sevmek, meleklere özgüdür. Alphonse de Lamartin

Herkes düşüncelerinde yanılabilir. Ama aptallar bir türlü yanıldıklarını anlayamazlar. CİCERO

Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım?
Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.

Aunius Aurelius Simachus

Mal kaybeden, bir şey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmistir. Goethe
 

 

Küçük şeylere fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir. EFLATUN

İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur. MONTESQUIE

Zayıfların haklarını korumak için konuşmayanlar, tutsaklardır.  LOWELL

 

İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. Mevlana

Düşüncelerle karşılaşınca, zayıflar korkar, aptallar karşı gelir, akıllılar karar verir. J.ROLAND

Başkalarının mutluluğundan kendine pay çıkaran insan, en mutlu insandır. GEOTHE

*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi**Bilgivesevgi*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi**Bilgivesevg i*Bilgivesevgi*Bilgivesevgi*


 

Ö Z L Ü    S Ö Z L E R

    

* Işığın bol olduğu yerde mutlaka gölgeler vardır.
 
* Ateş, ateşe tapanı da yakar.
 
* En sağlam zincir, en çürük halkası kadar sağlamdır.   ED MURPHY
 
* Kederler, üzüntüler paylaşıldıkça küçülür, Sevgiler, mutluluklar paylaşıldıkça büyür.
 
* Ay, güneşin ışığını yansıtır; sıcaklığını değil...
 
* İte gem vurulursa kendinisini at zanneder.
 
* Hırsız zaman! Bir günümü daha çaldın.  Nurhan DEMİRAĞ
 
* Aptallarla tartışma. Sizi görenler, aranızdaki farkı anlamayabilir.
 
* Krallıkları yoksulluk, cumhuriyetleri lüks yıkar. Montesquieu - 1750 -
 
* Çapsız adamın yükselişi, maymunun ağaca tırmanmasına benzer.Yukarı doğru  çıktıkça  kıçı     daha çok görünür.
 
* En büyük felaket, ölümü felaket saymaktır. Epiktetos
 
* Türk yenildi derlerse inanmayın. Yenilen kumandandır. M.Kemal ATATÜRK
 
* Millet hayatı tehlike altında olmadıkça, harp bir cinayettir. M.Kemal ATATÜRK 
 
* En çok inandığımız şeyler, en az bildiklerimizdir. Montaigne
 
* Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür gider. Goethe
 
* En değerli şeyler küçük kutulardan çıkar.
 
* Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Fransızların bir sözü
 
* Bir drama kahramanı ancak yazarı kadar zeki olabilir. Shakespeare
 
* Hayvanlar üremek için çiftleşirler, insanlar çiftleştikleri için ürerler. Nurhan DEMİRAĞ
 
* Yalnızlık paylaşılmaz; çünkü iki kişi artık yalnız değildir. Nurhan DEMİRAĞ
 
* Güzel bir aşkın en büyük düşmanı evliliktir. Nurhan DEMİRAĞ
 
* Sürüyü geriye döndürürsen, en uyuz keçi birinci olur. Türk Özdeyişi
 
* Moda, şeklin aklı mağlüp etmesidir.
 
* Ey akıllı! Sakın aklın başına gelince pişman olacağın bir sarhoşluğa düşme. M.Celaleddin RUMİ
 
* Ağzından bal veren arının, kuyruğunda iğnesi vardır. John LYLY
 
* İlim bir noktadır, onu cahiller büyültür. Hz.ALİ
 
* Tecrübe en iyi öğretmendir ama, ücreti çok pahalıdır.
 
* Fare huylulara kedi bey olur. Hz.Mevlana
 
* Balıktan başka herşey suya kandı. Hz.Mevlana
 
* Hem fakir, hem de hür olmak hemen hemen imkansızdır. William COBBETT
 
* Kişiye gereğinden fazla değer verirsen, kendi değerinden kaybedersin. Nurhan DEMİRAĞ
 
* Bütün kötülüklerin başı para değil, parasızlıktır.
 
* Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler. KREZÜS
 
* Bilinçli bir egoizm insanları erdeme götürür.
 
* Edepsizlik, insanlar edep yerlerini kapattıktan sonra ortaya çıkmıştır. Nurhan DEMİRAĞ
 
* İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok sever oldum.
 
* Kişileri hep aynı şeyleri düşünen bir topluluk ulus değildir.
 
* Gençlikte günler yıl gibi, yaşlılıkta yıllar gün gibi geçer.
 
* Tanrı kızı yarattı, erkek de kadını.....
 
* Tahsil cehaleti alır, eşeklik bakidir.
 
* Bir şarabın nasıl olduğunu anlamak için bütün şişeyi içmek gerekmez.
 
* Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ölüme götürür. Hz. ALİ
 
* Cimriler, akrabaları için para biriktiren zavallılardır.
 
* Horozlar, güneşin kendileri yüzünden doğduğunu zannederler.
 
* Gerçek arkadaşlık, iki bedende bir ruhun yaşamasıdır. ARISTOTELES
 
* Güzel ses güzel yüzden iyidir, Çünkü güzel yüz nefsi, güzel ses ruhu okşar. İran Özdeyişi
 
* Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
 
* Evlendiğin gün kendini ya öldürmüş, ya da kurtarmışsın demektir.  Paul VARGNE
 
* Toprak sürmek, şiir söylemekten iyidir.
 
* Espri, lezzetlendirilmiş mantık demektir. J.J.ROUSSEAU
 
* Ekmekten sonra eğitim, bir milletin ilk ihtiyacıdır. DANTON
 
* İnsanlarla öyle iyi geçininiz ki, düşmanlarınız bile ölümünüze ağlasın. Hz. ALİ
 
* En iyi evlenme, kör bir kadınla sağır bir erkeğin evlenmesidir. Montaigne
 
* Uzadıkça kısalan tek şey ömürdür. N.DEMİRAĞ
 
* Kahramanlık, aklın bittiği yerde başlar.
 
* Pencereyi kendiniz açarsanız temiz hava, başkası açarsa cereyan olur. Lucill F. GOODYEAR
 
* İnsanlar dünyaya doktor yardımıyla gelirler, aynı şekilde de giderler. G.Bernard SHAW
 
* Aptallık, tüm hastalıklar içinde en güzel olanıdır. Zira, kimse bu hastalıktan şikayet etmez. P.H.SPAAK
 
* Yükselmek istiyorsan eski dostlarını gözden çıkarmalısın.
 
* Ancak krallar filozof, ya da filozoflar kral olursa devletler mutlu olabilir. EFLATUN
 
* Balın varsa sineğin bol olur. CARVANTES
 
* Devlet adamı koyunu kırpar, politikacı derisini yüzer. Wendell PHILLIPS (1853)
 
* Hata yapmaktan korkan insan hiçbir şey yapamaz. LINCOLN
 
* Yatanın yürüyene borcu vardır. Türk Özdeyişi
 
* Düşene gülen, acıyandan çoktur. Namık KEMAL
 
* Gündüz kandilini hazırlamayan, gecenin karanlığına razı demektir. Cenap ŞEHABETTİN
 
* Gerçek çizmelerini giyerken, yalan bütün dünyayı dolaşır. Charles SPURGEON
 
* Yaradılanı hoş gör Yaradan'dan ötürü. Y.EMRE
 
* Bir kadın, oğlunu aklı başında birisi yapmak için yirmi yıl uğraşır. Bir başka kadın gelir, onun aklını yirmi dakikada başından alır. Helen ROWLAND
 
OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER...


S e v g i

 
 

S  E  V  G  İ 

Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür.
Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine
katlanmaktır.

Bağımlılık sevgi değildir, gereksinmenin karşılanmasıdır.

Sevgi değer vermesini bilmektir.
Sevgi yaşama hakkını kabul etmektir.
Sevgi, var olmaktan kıvanç duymaktır.
Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır.
Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır.
Sevgi, bütün yapay ayırımların hayattan çıkarılmasıdır.
Sevgi, bilinçtir.
Sevgi, insan olmaktır.


Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk.

Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.

Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk.

Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.

Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık.

Birbirimizden nefret ediyoruz, nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz. Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatimizi dolduruyor.

Hayatımızda savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla geçiyor.

Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa daha üstün olsanız, daha çok toprağınız, eviniz, arabanız, malınız olsa ne olur?

Sevginiz yok ve hiçbir şeyiniz yok!...

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur.


Psikolog Dr.Erdal Atabek




Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;

Halden anlar bir dost gelip falı görünce;

Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:

Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece

* * *

Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa.

Ömer HAYYAM


Annem
''bir anlık kaybetmişlik korkusu sonrası...''

Bilseydim yokluğunun böyle zor olduğunu,
yüreğime yar aşkını koyar mıydım annem.
ellerini merhem bilip yüzüme sürerken,
o gözlerine bakmaya doyar mıydım annem.

hakkını ödeyemem,n'olur helal ediver,
gel,birtaneciğinin gözlerini siliver,
kadir mevlam bizlere geri verseydi eğer,
seni bir kere üzmeye kıyar mıydım annem.

evimizde huzur kalmadı gittin gideli,
kuşların bile anlamış gittiğini,belli,
bayram günü aranmasaydı bir anne eli,
öksüz kalmayı hiç ölüm sayar mıydım annem.

fatiha yolluyorum sıra sıra ardınca,
hesabın kolay olsun o melekler sorunca,
yanmasaydı bu gönlüm bir de ismin duyunca,
kadere küser canımdan cayar mıydım annem...

VELİ YÖNTEM

 

A N L A D I M

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana "git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diye bilmekmiş sevmek,Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...


Can Yücel

 

Kız Çocuğu ve Sebahattin Ali'den Seçme Şiirler.






 






 














 






 

 

 

 

 

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem,
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı teyze,
amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

1956 Nazım HİKMET



 





 

KÖPRÜNÜN ÇOCUKLARI

Güneş karşı dağlardan çıkarken yavaş yavaş
Köprüde görülüyor bereketli bir telaş...
Kemerlerden geçerken zerzevat kayıkları
Sislere gömülüyor Marmara açıkları...

Yeni gelen bir vapur çalıyor tiz bir düdük
Yanaşarak köprüye alıyor bir öpücük
Köprü yangınlığıyla bu hoyratça busenin
İnliyor tatlı tatlı... İnliyor derin derin...

Ufacık bir istimbot ötüyor canavarca,
Bu sesle sarsılıyor köprü dakikalarca...
Artık o da uykusunun zincirirni kırıyor...

Bu ihtiyar haliyle köprü barındırıyor
Nice sefil muhitin, sefil çocuklarını...
–Akıntı sürüklerken karpuz kabuklarını...
Mavnalarla dolarken boş kemerin altı–
Dubaların üstünde yığın yığın karaltı
Görülüyor ki, bunlar köprünün çocukları;

Bunlar işte hayatın, bugünün çocukları...
Bakın!... Birisi yana eğerek kasketini,
Güneşe yalatıyor kabuk tutan etini...

Kim bilir ki bu çocuk ne işler işleyecek?...
Belki üç kuruş için birini şişleyecek,
Yahut bir mağazanın delecek kasasını,
Bu vaka artıracak mücrim piyasasını:
Hemen kolundan tutup atacaklar hapse...

Fakat ya onun cürmü tamamen bizdeyse?...
Çünkü o, cemiyetin, bizim mağdurumuzdur,
Onu bu hale koyan bizim kusurumuzdur...
Biz şüphelenmiyoruz mesuliyetimizden,
Fakat böyle sürünen bu çocuklar da bizden...
Bu zavallıların da kanı ve eti bizim,
Bu çocukların bütün mesuliyeti bizim...

Bir parça düşünelim biz de vazifemizi...
Çünkü bu nesil yarın tel'in edecek bizi...
Bu biçare sürüyü geliniz kurtaralım!
Biz onları bir öz kardeş gibi saralım...
Onlar kendilerine açılan bir aguşa
Nasıl atılacaklar bilseniz koşa koşa...
Ah! Onlar tutunacak birer el arıyorlar,
Bize yalvarıyorlar!.. Bize yalvarıyorlar...
Sırayla oturmuşlar dubnın kenarına
Güneş hayat veriyor köprü çocuklarına...

Sabahattin ALİ 1926
Bilgi Yayınevi - Bütün Eserleri 3 - 1973

 

KÖPRÜNÜN GECELERİ

Bir saat, ta uzaklarda ikiyi çaldı...
Şehir artık kabuslu bir uykuya daldı...
Sarınarak ben de eski bir pardesüye,
Sağa, sola yıkılarak indim köprüye...

Ne dizimde kuvvet, ne cepimde para...
Bilmiyorum niçin geldim buralara!
Hava berbat... Deniz ulur, gökyüzü ulur
Bu soğukta iliğime işledi yağmur...
Bakmayarak fırtınanın boğuk sesine
Çöküverdim köprünün bir kanepesine...

Deniz bazan susup bazan homurdanıyor;
Üsküdar'da birkaç ışık sönüp yanıyor:
Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi...

Gece sarmış etrafı bir siyah şal gibi...
Kırbacını dalgaların vurup sırtına;
Onları da kudurtuyor şimdi fırtına...
İşte böyle yerler, gökler saçarken ölüm,
Ben buraya nasıl geldim, onu düşündüm:

Bir bardayım, eğlencesi, zevki yerinde;
Bütün gözler sahnedeki Rus dilberinde...
Büküldükçe ihtirasla onun kolları,
Sarhoşların alkışları sarsıyor barı...
Cüzdanlardan birer birer çıkıp liralar,
Kafaları dumanlıyor buzlu biralar.
Ellerinde çalgıları, perişan, harap,
Deli gibi çırpınıyor bir sürü Arap.
Hummalı bir hararetle başladıkça dans,
Kuduruyor vücutları saran ihtiras...

Bu çoşkunluk azalıyor geçen vakitle;
Dağılıyor sonra yavaş yavaş bu kitle,
Sallanarak fırlıyorum ben de dışarı.
Vücudumu kavrıyor bir kış rüzgarı...
Veriyorum saçlarımı vahşi boraya,
Düşüyorum bir serseri gibi buraya.

Ufuklarda pembe pembe belirdi şafak...
Ah yarabbi!.. Biraz sonra sabah olacak...
Ben halbuki dün geceden beri uykusuz,
Büzülüyor üşüyorum, her tarafım buz...
Hiç bir şeyi kavramıyor dimağım,
Pek bitkinim, bilmiyorum ne yapacağım...
Ah... Gittikçe çoğalıyor kafamdaki sis
Bir köşede uyusaydım görmeden polis...

Sabahattin ALİ 1927
Bilgi Yayınevi - Bütün Eserleri 3 - 1973
 

 

 


 
 

RÜZGAR

Arzularım muayyen bir haddi aşınca
Ve kulaklar sözlerime sağırlaşınca
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.

Tanrıların başı gibi başları diktir.
Bu dağları saran sonsuz bir genişliklir,
Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
Bakıyorum aşağlarda kalan hiçliğe.

Bu dağların bir rakibi varsa rüzgardır,
Rüzgar burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür,
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.

Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, «O»na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,
Rüzgar siler kafalardan küçüklükleri.

Yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
Ve anlatır mabutların hayatlarını,
Arasıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

"Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgar!
Benim artık yalnız sana itimadım var.
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.

Etrafımın sözlerine aklım ermedi,
Etrafım da bana asla kulak vermedi.
Senelerden beri hala anlaşamadık,
Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.

Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
Etrafımı süzüyorum biraz gururla.
Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
En büyük şey, en asil şey küçülür burda.

Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey yapmacık, bir gösteriştir.
Kimi çoşar din uğruna geberir, yalan!
Kimi gider vatan uğruna can verir, yalan!

Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır.
Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır,
Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır.

Ne hakiki aşktan burda çakan vardır,
Ne de onu görse dönüp bakan vardır,
Her büyüklük cüzzam gibi dökülür burda,
En muazzam ölüm bile küçülür burda.

Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
Zaman zaman mağlup olsam bile etime,
İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.

Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum!
Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
En asil seni buldum bu kainatta,

Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
Ne de süse, gösterişe baktığın vardır.
Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.

Bir dev gibi küçük, mızmız sesleri yersin,
Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.
Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,
Rüzgar! Bu dağ başlarında çırpınan serin
Kanatların gökyüzünden akan bir seldir,
Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
Senin gibi azamete aşıkım ben de.
İşte rüzgar! Senin gibi ben de deliyim.

Islıklarım senin gibi inlemelidir,
Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim."

Sabahattin ALİ 1931
Bilgi Yayınevi - Bütün Eserleri 3 - 1973
 

Sevmek Üzerine Yazılar.

     
    SEVMEK ÖĞRENİLEN
    BİR OLAYDIR.
    
     Kişi sahip olamadığı şeyi veremez. Sevgiyi vermek için sevgiye malik olmalısınız.

     Kişi anlamadığı şeyi öğretemez. Sevgiyi öğretmeniz için sevgiyi anlamış olmanız gerekir.

     Kişi incelemediği şeyi bilemez. Sevgiyi incelemeniz için sevginin içinde yaşamalısınız.

     Kişi tanımadığı şeyi değerlendiremez. Sevgiyi tanımanız için sevgiyi alımkar olmalısınız.

     Kişi güvenmeyi istediği şeyden kuşkulanmaz. Sevgiye güvenmek için sevgiye inanmış olmanız gerekir.

     Kişi kabul etmediği şeyi benimseyemez. Sevgiyi benimsemek için sevgiye karşı duyarlı olmalısınız.

     Kişi kendini adamadığı şey için yaşamaz. Kendinizi sevgiye adamak için her zaman sevgi içinde büyümüş ve gelişmiş olmanız gerekir.




"İnsanın kendi sevgisi  üzerine aldatmacalar yapması yapabileceği en korkunç hiledir. Bu hile o anda yada sonsuza değin onarılamayacak sürekli kayıplara neden olur."

 Kierkegaard


BİZİM KENTİMİZ
...Aranızdan kaçının Bizim Kentimiz adlı oyunu görmüş olduğunu bilemiyorum. Ancak bu oyundaki en dokunaklı sahnelerden biri küçük Emily'nin ölüşü, mezarlığa götürülüşü ve orada Tanrı'ların ona bir gün için yaşama geri dönebileceğini söyleyişleridir. Kız geriye dönüşünde on ikinci yaş gününü yeniden yaşamayı ister. Evinin merdivenlerinden doğum günü elbisesi giyinik olarak iner. Saçları bukle bukledir. Pek mutludur. Annesi ona pasta yapmakla meşguldür. Ve dönüp kızına bakmaz. Baba eve girer. O da elindeki defter, kağıt ve kazandığı paralarla meşguldür. O da Emily'ye bakmaz. Erkek kardeşi de sahnededir, o da Emily'i görmez. Sonunda Emily sahnenin ortasında doğum günü giysileriyle yapayalnız kalır ve şöyle der; «Lütfen biriniz bana bakın.» Annesinin yanına gider ve «Anne, lütfen yalnız bir dakika bana bak» der. Ötekilere de yalvarır. Kimse onu duyup bakmaz. O zaman kız

"Sevmek, özen göstermek, yaratmak ve gerektiğinde tehlikeleri göze almak demek olan tam olarak yaşama kapasitemizin küçük bir küsuruyla tüm işlevlerimizi yürütüyoruz. Sonuçta, kapasitemizi gerçekleştirmek tüm yaşam çizgimizin en heyecanlandırıcı serüveni olabilir.

Herbert OTTO

Tanrı'lara döner ve şuna benzer bir şeyler söyler; «Beni alıp götürün. İnsan olmanın ne denli güç olduğunu unutmuşum ben. Hiç kimse çevresindekilere bakmıyor artık


İnsan sevmeye ve sevilmeye muhtaçtır.

«Sevgi sabırlı ve sevecendir; sevgi kıskanç, kibirli ya da gururlu değildir; sevgi hasta yapılı, egoist ya da rahatsız edici değildir; sevgi yanlışların hesabını tutmaz; sevgi şeytanla mutlu değil, gerçekle mutludur. Sevgi asla vazgeçmez; inancı, umudu ve sabrı asla başarısızlığa düşmez. Sevgi başı ve sonu olmayan bir şeydir... İnanç, umut ve sevgi. İşte bu üçü önemlidir. Ama en büyükleri sevgidir.»
 

Yeni Ahit Kitabının Korintliler bölümünden

Sevgi bir ayna gibidir. Bir kişiyi sevdiğinizde o kişi sizin aynanız, siz de onun aynası olursunuz...

Bu aynalar bir diğerinizin sevgisini yansıtırken sizler de sonsuzluğu görürsünüz.



Sevgi her zaman kolların açık duruşudur. sevgi için kollarınızı kaparsanız kendiniz dışında tutacak hiçbir şey kalmadığını görürsünüz.
..............................


Sevgi yaş tanımaz.
 

«İsteğin olmadığı yerde sevgi bulunmaz»
Gandi

Başkalarını sevmek için önce kendinizi sevmelisiniz.


Kişi sevince artık kendi dışındaki güçlerin insafına kalmış olmaz çünkü, kendisi de güçlü bir varlık haline gelmiştir.

Yeni Modüller

 

 Sign this'e basınız ve "Istanbul Turkey", "Izmir Turkey" şeklinde yazıp, Mesaj ve Bir resim ekleyerek listeye dahil olunuz.

Yılların eskitemediği Live In Portofino Şarkısını Dalida'dan Dinleyebilirsiniz.

 
 
 

 
 

 
 
Gipsy Kings - Vola...
 
Gipsy Kings - Vola...

Şairler ve Şiirler

NAZIM  HİKMET 1902 - 1963

 

 

 BU VATANA NASIL KIYDILAR 

 İnsan olan vatanını satar mı?
 Suyun içip ekmeğini yediniz.
 Dünyada vatandan aziz şey var mı?
 Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 Onu didik didik didiklediler,
 saçlarından tutup sürüklediler.
 götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.
 Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 Eli kolu zincirlere vurulmuş,
 vatan çırılçıplak yere serilmiş.
 Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
 Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
 günü gelir hesabınız görülür.
 Günü gelir sualiniz sorulur :
 Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 
                                    

1959 


 
ŞEHİTLER

  Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, 
            mezardan çıkmanın vaktidir! 

  Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, 
            Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler 
            Dumlupınar'dakiler de elbet 
            ve de Aydın'da, Antep'te vurulup      düşenler,
 siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
             yatarsınız al kanlar içinde. 
 
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
             siz toprak altında derin uykudayken
                       düşmanı çağırdılar,
                                   satıldık, uyanın! 

 Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
             kalkıp uyandırın bizi!
                             uyandırın bizi! 
 
 Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
             mezardan çıkmanın vaktidir!
 
                                                     1959 

 
VATAN HAİNİ 
 
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
 Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
 Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
 Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
 bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
 Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
 "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
 Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

 

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
                        ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
 Vatan çiftliklerinizse,
 kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
 vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
 vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
 fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
 vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
 vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
 ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
 vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
 vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
 Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
 Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
 
                                                    28 Temmuz 1962

 
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELÂM

 Türkiye işçi sınıfına selâm!
 Selâm yaratana!
 Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!
 Bütün yemişler dallarınızdadır.
 Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
 haklı günler, büyük günler,
 gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
 ekmek, gül ve hürriyet günleri.

 Türkiye işçi sınıfına selâm! 
 Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,
 toprağa, kitaba, işe hasretimizi,
 hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza.

 Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!
 Paranın padişahlığını,
 karanlığını yobazın
 ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!

 Türkiye işçi sınıfına selâm!
 Selâm yaratana! 
                                              12 Ağustos 1962
 

 VEDA

 Hoşça kalın
              dostlarım benim
                             hoşça kalın!
 Sizi canımda
      canımın içinde,
           kavgamı kafamda götürüyorum.
 Hoşça kalın
              dostlarım benim
                             hoşça kalın...
 Resimlerdeki kuşlar gibi
            dizilip üstüne kumsalın,
                         mendil sallamayın bana.
                                                        İstemez...
 Ben dostların gözünde kendimi
                       boylu boyumca görüyorum...

 

 A  dostlar
      a  kavga dostu
                   iş kardeşi
                            a  yoldaşlar  a..!!.
 Tek hecesiz elveda..

 Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
 pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
 Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
                                     mapusane türküsünü.

 Yine görüşürüz
           dostlarım benim
                          yine görüşürüz...
 Beraber güneşe güler,
                 beraber dövüşürüz...

 A  dostlar
       a  kavga dostu
                    iş kardeşi
                              a  yoldaşlar  a..!!.
                                       ELVEDA..!!.......


 

 
 

 

ATTİLA İLHAN  1925 - 2005


 AN GELİR

 an gelir
 paldır küldür yıkılır bulutlar
 gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
 o eski heyecan ölür

 an gelir biter muhabbet
 çalgılar susar heves kalmaz
 şatârâbân ölür

 şarabın gazabından kork
 çünkü fena kırmızıdır
 kan tutar / tutan ölür
 sokaklar kuşatılmış

 karakollar taranır
 yağmurda bir militan ölür

 an gelir
 ömrünün hırsızıdır
 her ölen pişman ölür
 hep yanlış anlaşılmıştır
 hayalleri yasaklanmış
 an gelir şimşek yalar
 masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
 direkler çatırdar yalnızlıktan
 sehpada pir sultan ölür 

 son umut kırılmıştır
 kaf dağı'nın ardındaki
 ne selam artık ne sabah
 kimseler bilmez nerdeler
 namlı masal sevdalıları
 evvel zaman içinde
 kalbur saman ölür
 kubbelerde uğuldar bâkî
 çeşmelerden akar sinan
 an gelir
 -lâ ilâhe illallah-
 kanunî süleyman ölür

 görünmez bir mezarlıktır zaman
 şairler dolaşır saf saf
 tenhalarında şiir söyleyerek
 kim duysa / korkudan ölür
 -tahrip gücü yüksek-
 saatlı bir bombadır patlar
 an gelir
 attilâ ilhan ölür

 
 ALLENDE ALLENDE

 ölüm birden boşalmasıdır insanın kendisinden
 gizli titreşimler uçar belki boşlukta sesinden

 güneş vurunca parıldar görünmez ayak izleri ki
 beyhude korularda eski bir yaz gezmesinden

 solgun bir gülümseme hani ay büyürken görünür
 aynalarda bırakılmış nice yüz birikintisinden

 artık hiç olmasa da sonbahar penceresinde o
 camların buğulanması her akşam nefesinden

 kimsesiz bahçelerde besbelli yalnız dolaştığı
 rüzgârsız akşamüstleri yaprakların ürpermesinden

 duyulur ardında bıraktığı hayallerin gürültüsü
 sinsi bir deprem gibi camları titretmesinden

 masasına gelip gittiği açıkça anlaşılır
 daktilosu çalışmasa da şeridinin eskimesinden

 durduğu yerde patlaması mürekkep hokkalarının
 ömrünce biriktirdiği sosyalist öfkesinden 
 

 ne kadar yok etse ölüm vuruşu göklerde yankılanan

 kocaman bir yürek kalır şili'nin allende'sinden 


 ÖLMEK ZAMANI  

 dağılırdı saçlarınız yaz akşamı
 batan güneşe karşı / kumral
 susardınız ne de çok susardınız
 anlaşılması güç susmanızın anlamı
 sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
 uzadıkça sersem eder adamı
 o zaman sevmek değil ölmek zamanı

 (uzak bir kız sisli mavi susarsa
 acılarla yüklüdür suskunluğu
 akıl almaz tehlikeler içerir
 hele hayatında bir sürgün varsa
 kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu
 o siyah tren uğultularla gelir
 bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)

 bana susar bir hayalle konuşurdunuz
 hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı
 kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk
 birbirinize nasıl da uymuştunuz
 sevginizde yüceltici birşeyler vardı
 korku bulaşığı garip bir mutluluk
 bir filmi hatırlatan belki bir romanı

 (uzak mavi kız dalgasız bir su
 ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım
 içimizde gemiler ansızın yol kesiyor
 ansızın beni de vururlar mı korkusu
 izlendiğini sanmak her gece adım adım
 şehrin karanlığında devriyeler geziyor
 telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)

 eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma
 susardınız arkasında susmuşluğunuzun
 tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar
 geç vakte kalır sorgular bitmez ama
 hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun
 seyreldikçe seyrelir istanbul'dan mektuplar
 ne arayanı kalır gittikçe ne soranı

 (baksa da beni görmüyor sanki yokum
 duymadığı açık anlattıklarımı
 sessizliği kalabalık giremiyorum
 ölüler kuşatılmış sağımı solumu
 geçmişte yaşıyor biliyorum
 bir anlatabilsem onsuz olamadığımı

 o zaman sevmek değil ölmek zamanı)

 

.....

Boş Sayfa
 

Soapbox Video Player

Loading...

Bugünkü Milliyet Gazetesi

Loading...

PingPong Flash Game

Loading...

airhockey

Loading...

Uğur ALP

Location
Interests
Öğrenme isteği hiç bitmeyen ve öğrendiklerini paylaştıkça mutlu olan bir insanım.

Ziyaretçi Defteri

Loading...

Saat ve Tarih

Loading...

Döviz Fiyatları

Loading...
Muhakkak Bu Programlarla Tanışın. Ayrı sayfalarda açılacak tanıtımları okuyabilir, kullanımı hakkında Slaytlara erişebilirsiniz.
Photo 1 of 9

Custom HTML

 
Join Greenpeace 7 Step Climate Campaign
Join Greenpeace 7 Step Climate Campaign

Ülkem

Loading...

Müzik Kutusu

eSnips - Volare

Loading...

Hurriyet Haber

Loading...Loading...

Teknonet

Loading...Loading...

Bilim

Loading...Loading...

HTML Alanı

No content has been added yet.
No list items have been added yet.

Yeniden

 
 

Custom HTML

. . .